Öss, En Büyük Yanılgılar, Tavsiyeler

Bazen ben de sıkılıyorum, diyorum kendi kendime nasıl bir makale arşivi oluşuyor yahu burada diye. Kendimin bu kadar sıkıcı olabileceğini hiç düşünmemiştim, ama dönüp bakıyorum ancak bu kadar tek düze olunur. Belki bundan sonra farklı makaleler yazarım kim bilir. Fakat bu makaleye önem veriyorum, gerekli görüyorum.

Derin nefes alın, bu yazı herkes gibi öss tokatı yemiş eski bir öss gazisi tarafından yazılmıştır.

Nereden başlasam acaba. Ailelerin endişeleri ve bunlar sonucu ortaya çıkan çocuğa garip davranma hadisesi mi? Yoksa çocuğun hayatın ilerisini göremeyişi mi?

Direk gireyim en iyisi. Öğrenci garip bir mahlukattır. Doğumundan itibaren her zaman onun yanında olduğunu, hep onun için en iyisini düşündüğünü belirten ebeveynleri vardır. Hayatının bir bölümünü dahi planlamışlardır, şurada yatacak, şurada okuyacak, şu mesleğe sahip olup şu ailenin kızıyla evlenecek, şu kadar çocuk yapacak vs vs.

Lise öğrencisi ise daha farklıdır. Ergenliği yeni atlatmıştır ve karşısına ona yıllardır anlatılagelen o büyük sınav günleri gelmiştir. Herkes ona dua edip tesbih çekmekte, o ise testler arasında boğuşmaktadır. “Selam sorusuna” “fen bölümüneyim”, “naber sorusuna” “68 net yaptım” cevabını verir hale gelmiştir. Ne var ne yok öss’dir.

Peki hayat bu kadar mıdır? Öss bittikten sonrası? Genel bakış açısı “amaaan, çocuğum iyi puan alsın da gerisi kolaydır.” Herhangi bir ideolojiyi edinmesi gerekmez. “Tek hedef yüksek puan, ileri!”.

Şimdi, elbette yüksek puanı hedeflemek çok güzel bir şey. Fakat bu yalnız başına asla yeterli değildir. Çocuğun karakterini bilen ve buna en uygun mesleği önermesi gereken yine ebeveynleridir. Zira onlar hayat tecrübesi olan, iyi kötü bir şeyler edinmiş kişilerdir. Lakin bu onlara çocuğunu istediği gibi yönetme hakkını vermez. Çocuk diye görülen şahıslar bundan birkaç sene sonra aileleri tarafından “tanınamayacak” insanlara dönüşebilirler. Evet bunu yanlış bir meslek seçimi yapabilir.

Bunun için meslek seçimini yapmadan önce bir öss öğrencisi durup nefes almalı, hayatın bir test olmadığını anlamalıdır. Aynanın karşısına geçip bir tur atmalı, ellerini açıp avuç içlerini incelemeli ve belki de kendisinin de bir “insan” olduğunu hatırlamalıdır. Bundan sonra ciddi olarak zihnini, hayallerini, gücünü saptamalıdır. Kırılgan, sabırsız, insanlarla iletişimi zor olan bir çocuğu sırf ailesi istiyor diye “doktor” yapmak bir felakete yol açabilir, açıyor da. Hayatı bilgisayar karşısında oyun oynayarak geçmiş bir çocuğu da “bilgisayar mühendisliğine” zorlamak büyük bir hata olabilir. Zira oyun ve bilgisayar farklı şeylerdir.

Bu sebeple muhakkak, çocuk ile konuşulmalı, birlikte hareket edilmeli, çocuğa yavaş yavaş karar vermesi gerektiği hatırlatılmalı, acele etmemesi gerektiği söylenmelidir. Ama muhakkak bir hedefe yönlendirilmelidir. Böylece genç yalnızca bir test çözmediğini, aynı zamanda mühendisliğinin temellerini attığını hayal edebilecek, ipi bırakmak yerine daha sıkı tutmaya başlayacaktır.

Buradan son bir sesleniş yapmamız gerekirse;

Ey genç!

Sen birkaç yıl sonra bir ofiste kafanı duvarlara vurabilirsin, ya da bir kimya fabrikasında sıkılarak volta atabilirsin. Mesleğini iyi düşün, zira o sana hep yapışıp kalacaktır. Kazanacağın okul o kadar da önemli değil, puanın da öyle. Sen mesleğine odaklan. Kendine yakışanı ve sevdiğini düşündüğün mesleği bul. Ondan sonrası gelecektir.”

Ey ebeveyn!

Çocuğunu sıkıştırma. Ona güven, ona ilham ver. Gençlikte oturacak yanlış doğrular, bir insanın hayatını mahvedebilir. Ona kendi doğrularını yükleme, ona özgürlük ver, ona seçme hakkı tanı. Ama başıboş da bırakma, muhakkak yol göster ve asla unutma, çocuğun başarısız dahi olsa o senin biricik yarundur. Onu sakın üzme, zira ileride yaptıklarına pişman olacak olan bir tek sen olacaksın.”

Haydi selametle.

Google Adsense Türkiye ve Büyük Ayıbı

İnternette dolaşan herkes muhakkak bir tane google reklamı görmüştür Genelde text tabanlı reklamlar kullanılır, içeriğe göre en uygun reklamı gönderirler yayıncıya. Eğer ki yayın problemi yaşanmaz ise ziyaretçisi çok olan siteler güzel paralar kazanabililer.

Şimdi gelelim dram kısmına;

Uzun zamandır internet sistemleri üzerine çalışmaktayım. Intranet uygulamaların yanında global web siteleri ile de uğraşıyorum. Olabildiğince az kirlilik yapmaya çalıştığım sitelere reklam almamak benim için önemli idi. Fakat “eğer ki bir faydası olacaksa neden ben de Google reklamları kullanmayayım?” diyip birkaç sene önce adsense kullanıcısı oldum. Verdikleri talimatlar ile web siteme reklamlarını iliştirdim.

Eğer ki rakip siteleriniz varsa ve siz Google Premium hizmetinden faydalanmıyorsanız çok heyecanlanmayın. Şanslı iseniz bir ödeme alabilirsiniz fakat genelde ay sonunda banlanırsınız. Size gönderilen sebep ise tektir “geçersiz tıklama”. Yani eğer bir siteye kıl kapıyorsunuz yapmanız gereken tek şey adamların google reklamlarına her gün yüzlerce kez tıklamak. İşte bu! Bu adamlar bir daha google adsense üyesi olamayacak siz de onların iflahını kurutmuş olacaksınız.

Bu nasıl bir mantıktır? En basit reklam sistemleri bile artık ip numarasına göre tıklamayı algılıyor. Gçersiz tık da ne ola ki? Eğer bir ip on kez bir linke tıkladıysa yayıncının suçu nedir? Burada esas suçlu reklam hizmetini sağlayan kişidir. Tek yapması gereken şey ipnin gün içindeki tıklamalarını saymak bir rakamdan sonrakileri iptal etmek ya da yoksaymaktır. Bu gereksiz banlama olayından sıkılan birkaç yazılımcı bir adsense savunması geliştirmişlerdi. Mantığı basitti, ipye göre tıklamaları say belli bir rakamı geçenlere reklamı gösterme.

Google bu savunma mekanizmasını bile banlama sebebi saydı. Ne kadar da kullanıcı dostu bir hizmet! Hepsini geçtim Google o kadar gereksiz ve laubali mailler atıyor ki aklım almıyor. Adamlara mail atıyorsanız cevabı unutun, cevap gelse dahi mantıklı cevabı unutun. Genelde mailleri şöyle başlar: “Bizi sabırla beklediğiniz için çok teşekkürler..” ama gerisi boştur, istediğiniz yanıtı alamamışsınızdır.

Ama Google Adwords öyle değildir. Anında cevabı alır, en güzel spam mailleri kutunuzda görürsünüz. Google Adsense ile ilgili fikirlerinizi belirttiğinizde “aa olmaz öyle şey” derler. Hatta Google Türkiye sorumlusuna bir üniversitede “geçersiz tık” sorusu sorulduğunda “Google böyle saçma bir şey yapmamakta” diyip kıvırmaktadır, nasıl olsa dinleyenlerin çoğu Adsense hakkında bir şey bilmemektedir.

İşte böyleyken böyle. Gereksiz içerik sahibi olan, bir ton hile ile milyonlar kazanan web siteleri google adsense reklamları yayınlayabilirken benim web sitem bir lira dahi kazanamamaktadır. Bu bana göre büyük bir haksızlık ve ayıptır.

Umarım Google Türkiye bir gün bizi anlayacak ve gerekli olanı yapacaktır.

İnternet Sitesi Yaptırmak?

Bedava internet sitesi!

Sizin de bir web siteniz olsun!

5 dakikada web sitesi!,

Vay canına..

Bundan yedi sekiz sene önce her yer böyle idi. Türkiye’de internet anlayışı değişecek sandık, ama hala aynı teraneleri görüyoruz.

Bir kere Frontpage, Dreamviewer gibi programlar ile iki resim koyup, iki font bold eden arkadaşlar web sitesi sahibi olduklarını düşünüyor, hatta kimileri kendilerine bir isim de koyuyorlar; webmaster. Yani öyle aştık ki biz master olduk abi, guru olduk.

Günümüzde internet ve internet sayfalarıyla ilgili diğer bir klişe de “kanun geliyor, site yaptırın, yaptırmazsanız bittiniz” gibilerden tehditvari sloganlarla müşteri kovalama çabaları. Şimdi kimse bu yasanın getirilerini bilmiyor, gelin sitenizi yapalım diyen adamlar da kanunun istediklerini bilmiyorlar. Tek çıkarları iki klavye vuruşu ile hazır template web sitelerinin sloganlarını, paragraflarını değiştirmek ve “tataa” alın size web sitesi. “Ne yani, bir alanadın var, explorera giriyorsun ve karşına bir site geliyor, daha ne istiyorsun.”

Türkiye’de internete global şekilde yaklaşan az kurum var. İnternet kullanıcı ile kullanıcıya seçenekler sunan web sitesini bir göz temasına getirebilen yegane kuvvetli araç. Karşınızdaki sizin her hamlenizi yapmaya hazır, ileri git dersiniz gider, geri dön dersiniz döner. O sizde ise sizden bir şeyler almak ister. Fakat bunu verebilmek, onunla iyi anlaşmak henüz buraların önemli konularından değil. “Bir web sitemiz olsun da itibarımız sarsılmasın” anlayışı oturmuş durumda.

Bir de böyle Flash animasyonları, filmler böyle çicekler böcekler. Yahu, ben bir anahtar firmasının web sitesinden ne bekleyebilirim ? Bunu düşünmek önemli olan. Siz ona animasyonlar sunun efendime söyleyeyim böyle uçan anahtarlar yapın o onu ilgilendirmemektedir. Adam oraya şubelerinizi öğrenmeye gelmiştir belki. Ona en etkili, en hızlı belki görsel biçimde bunu anlatacak bir yapıya sahip olması önemlidir sitenizin.

Son zamanlarda buna biraz da olsa dikkat ediliyor, ama bu dünyaya baktığımızda Türkiye’de çok çok az. Bakın çoğu yerde “design engineer” lar var. Bu adamlar sitenizin mouse imlecinden tutun, arama butonunun şekline kadar, menülerinizin yatay, dikey olmasından sayfanızın üç sütunlu olmasına kadar bizim “ne var yahu, onu biz tasarlarken zaten düşünüyoruz” dediğiniz şeylerden kamyon kadar para kazanıyorlar.

Neden? Çünkü bir web sitesinin milyonlarca dolar getirebileceğini keşfetmişler.

İşte Türkiye bunu keşfetme arefesinde. Dileğim o dur ki bunu kötü deneyimlerle kefşetmeyelim. Bizim en kötü şansımız burada ilşini seven adamların işini yapamaması. Yıllarca matbaalarda dolaşmış, artık işsizlikten web siteleri yapmaya başlamış ajanslar ellerindeki işe ne yazık ki bir mühendislik işi gibi yaklaşamıyorlar. Bunu da beklemek doğru değil zaten. Burada esas problem müşterilerin yaklaşımı.

Umuyorum yakın zamanda bu problem de anlaşılacaktır.