Açık kaynağın gücü, tekelin zorbalığı ve aradan sıyrılan Web 2.0!

Konu fena deÄŸil mi? Yıllardır tartışılagelen “asp mi döver php mi?” sorusunun merkezi belki de. Open source ve karşısında kapitalizmin dibinde biten Microsoft ürünleri.Şöyle bir bakalım. Bir ÅŸirket ile görüşmeye gidiyorsunuz, ÅŸahane bir fikriniz ya da ürününüz var. Sunum baÅŸlayacakken soruluyor “altyapı ne olacak?”. EÄŸer linux altyapısı gösterirseniz gülüşmeler fısıldaÅŸmalar duyuluyor. Fakat bir Microsoft ürününü önlerine sunarsanız “ÅŸahane” gibi tepkiler gelebiliyor, güven duyuluyor. Sebep? Çünkü biz etiketler ülkesiyiz.

Peki böyle mi? Neden taktın bu kadar Microsoft’a?

Microsoft’a takıldığım düşünülmemeli. Tepkimin sebebi insanların etiket merakı, araÅŸtırmadan kaçması, farklı çözümlere yanaşılmaması, kalabalık olan her yerde çözümün olduÄŸuna inanılması. Yoksa Microsoft gerçekten de dünyada en iyi yazılımcılara sahip, oldukça güzel ürünleri, projeleri olan bir firma. Visual Studo serilerini keyifle takip ediyor ve kullanıyoruz. Meseleyi biraz daha açalım.

Mavi Jeans ünlü olmadan önce oldukça düşük fiyatlardan pantalon satıyordu. Fakat ciddi ve kaliteli reklam stratejisi ile markasını tanıttı. Bu da etiketlere doğrudan yansıdı. Aynı kalitede üretim yapan fakat reklamı beceremeyen firmaların pantolonları aynı kalitede görülmedi halk tarafından. Neden? Çünkü herkes Mavi giyiyordu, güveniyordu.
Microsoft da böyle. En azından Türkiye’de hala böyle. Åžimdilerde geliÅŸtirdiÄŸiniz platformlar ne yazık ki Microsoft altyapısı ile geliÅŸtirilmeli gibi bir dayatma var gibi gözüküyor. Onun yazılım ekipmanı ile geliÅŸtireceksin, onun altyapısında verileri tutacaksın, onun standartlarına uyacaksın falan filan… Peki biz bu firmaya neden bu kadar baÄŸlıyız? Hiç mi yok alternatifimiz?

İşte burada özgür yazılım olarak ifade edebileceğimiz open source uygulamalar dikkatimizi çekiyor. Bu uygulamalar tekelciliğe haykıran birkaç kişinin ürettiği şeyler. Hedeflerinde ilk sırada para olmadığından yaygın olarak kullanılsa da çok büyük projelerde ne yazık ki hala istenilen seviyede özgür yazılım bulmak zor. En azından Windows uygulamalarında çok çok büyük projeler göremiyorduk, ta ki internet çıkagelene kadar. İnternet ile insanlar mesafelere bakılmadan daha da yakınlaştı, kulaktan kulağa dolaşan şeyler haykırılmaya başlandı ve özgür yazılım oldukça büyüdü.

İnternet ve Özgür Yazılım

Belki de özgür yazılımın en çok kullanıldığı alan İnternet. Programcılık da tıpkı insanlar gibi çok çeÅŸitlidir. İnternet programcılığı bunlardan sadece biri ve belki de günümüze gelene kadar en küçük görülenlerindendir. Sistem programcıları, windows uygulamaları geliÅŸtirenler, database yöneticileri böyle kikirdeyerek bu kiÅŸilere yaklaşırlar(dı). Günümüzde ise göremedikleri ÅŸeyleri bazıları görmeye baÅŸladı. Evvelki satırlarda ifade ettiÄŸim ÅŸeyi unutuyorlardı. “Mesafe ve insanların insan olduÄŸu”.

İnternet insanları sıra arkadaşı mesafesine indirdi, samimiyeti getirdi. GeliÅŸen teknoloji ile beraber iletiÅŸim kolaylaÅŸtı. Öyle ki artık insanlar görüntülü, sesli iletiÅŸimi yok denecek ücretler ile yapmaya baÅŸladı. Elbette internetin bunda yadsınamaz payı vardı. Zira insanlar üstünde koÅŸtukları program ile ilgilenmek yerine, kendilerine yön veren, onların çıkarlarını gözeteden yazılımlar ile daha çok ilgilenirlerdi. İnternet onlara pek çok “fayda” saÄŸladı ki fayda kavramının insanoÄŸlu için ne kadar önemli olduÄŸunu tekrar anlatmak dahi istemiyorum.

Böylece insanlar görmeye baÅŸladılar. Banka iÅŸlemlerini evlerinden halledip, araÅŸtırmalarını internet üzerinden yapmaya baÅŸladılar. Facebook gibi uygulamalar ile unuttukları yüzleri hatırlayıp internet forumlarında klavye şövalyesi oldular. Böylece “marjinal fayda” doruÄŸa ulaÅŸtı, kullanıcı ihtiyacını karşılayıp mutlu oldu, bunun yanında haz da duydu. Zira minimum maliyete maksimum verim aldı.

Peki ya internetin geleceği? Türkiye?

İnsan içinde bulunduÄŸu ÅŸeylerin farkında olamıyor. Tıpkı akvaryumda yaÅŸan balıklar gibi. Bundan daha beÅŸ sene öncesinde ADSL sadece ÅŸirketlerde bulunuyordu. İnsanlar (en azından ben) harıl gürül modem gıcırtılarıyla, 146′larla internete baÄŸlanıp saatlerce bekleyip Led Zeppelin’in Stairway To Heaven ÅŸarkısını indirmeye çalışıyorlardı. Åžimdi ise beklentiler deÄŸiÅŸti, geliÅŸti. Peki ya internet?

Tim O’Reilly ki Web standartlarının kaÅŸifi olan O’Reilly Media’nın kurucusu, bunu Web 2.0 ile açıklıyor.

Tim O’Reilly’e göre Web 2.0′ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir iÅŸletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını baÅŸarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında baÅŸlıcası ÅŸudur: AÄŸ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Bunun anlamı şudur; İnternet kullanıcıları salt bilgi alan kişiler olmanın ötesinde, teknolojinin getirdikleri ile bilgi veren, geliştiren, önüne sunulan seçenekler ile yenilikler yaratan üretken kullanıcı sınıfına dönüşecektir.

Bu bana göre çok heyecan verici. Zira eskiden Google amcaya soru sorar, oradan bir copy/paste ile oluşturulmuş siteye girer, okur, heyo çığlıkları ile kapar giderdi kullanıcı. Fakat bununla artık farklılaşmalar doğdu, kullanıcılar doyuma ulaşmaya başladı. Sanılanın aksine Web 2.0; Ajax, CSS, Div taglarından ibaret bir dil topluluğu değildir. Hala ne yazık ki bu anlaşılamadı.

Peki bunun dışında ne getirecek? Web 2.0 ile Açık kaynaklı yazılımın, Microsoft’un ne alakası var?

DoÄŸrudan kullanıcıyı etkileyecek ve içine çekecek olan Web 2.0 yazılımları ile kullanıcıların her biri artık bir geliÅŸtirici olacaktır. Bu da özgür yazılımın insanılmaz bir grafik ile yükseliÅŸe geçmesini saÄŸlayacaktır. Öyle ki bu kullanıcılar özgür yazılım projelerinde aktif rol oynayarak internette salt bilgi alan kesimden çıkıp insanlara çözümler sunan bireylere dönüşecektirler. Hatta bundan ekmek yenmeye baÅŸlandı bile. Dikkat ederseniz Facebook.com Web 2.0′ın zirvesinde ÅŸu an. Fql, Ftml gibi kendi yazılımları tamamen PHP, C ve C++ ile geliÅŸtirildi. Bu da özgür yazılım ile oluÅŸturulmuÅŸ en büyük sitelerden biri arasında kendisini göstermemizi saÄŸladı. Böylece sessizce olsa da özgür yazılıma güven arttı, bu da doÄŸrudan Microsoft ve benzeri firmaları düşündürüyor olsa gerek. ÖrneÄŸin İngiltere’de ÅŸirketler artık Windows sunucuları yerine Unix sunucuları tercih ediyorlar. Zira Unix sunucuların bir yıllık maliyeti, Microsoft sunucularının bir aylık maliyetine eÅŸdeÄŸer.
Sektörlere getirecekleri

Şunu iyi biliyoruz ki sektörler en çok maliyete ve faydaya önem veriyor. Eğer bir firma, şirket, kobi, holding kendisine fayda sağlayacak, satış yüzdelerini artıracak bir yazılım bulursa dikkat kesiliyor, gerekirse büyük meblağlar ödüyor. Fakat özgür yazılım ile bu meblağlar düşecek, çözümler artacak, tekel yok olacaktır. Zira çözümler artacak, seçenekler çoğalacaktır. İnsanların Linux tabanlı sistemlere güveni, interneti etkin kullanmasıyla yazılım anlayışı değişecektir. Firmalar mağazalarını tek tıkla internet üzerinden kontrol edebilecek, anlık veriler ile en kesin rakamlara ulaşabilecekler ve en önemlisi bu sistemler için milyon dolarlar ödemeyeceklerdir.

Sözün özü, katılımcı internet sitelerinin yükselişte olduğu günümüzde şirketler için fantastik çözümler sırada gibi. Alışılagelmiş yazılımların yanında daha etkileşimli, kullanıcısına heyecan veren basit ama kullanışlı, çok daha hızlı sistemler kullanıcılarını bekliyor olacak. Yazılımcılar ise kapalı kutu Microsoft yazılımlarından çıkıp, bağımsız yazılımlar ile programlarını tamamen özgürce, altyapısını bilerek, alınteri ile üretip oldukça özgün sistemler kurabileceklerdir. Web 2.0 standartlarıyla beraber gelen Ajax ve bilimum ekipmanı da kullanarak oldukça hızlı ve oldukça esnetileblir, güvenilirliği yüksek yazılımları oldukça düşük maliyetlere müşterilerine sunarak kar marjlarını yüksek tutacaklardır.

Sanırım tüm bu anlattıklarım bir laf çorbası olmamıştır. Bunlar beni heyecanlandırıyor. Hem de çok. Umarım heyecanımı düzgün paylaşıp sizlere faydalı olabilmişimdir. Yakında yeni projelerim ile beni Web 2.0 içinde göreceksiniz gibi hissediyorum :)

Bilgisayar mühendisliğini seçeceklere tavsiyeler

Selam olsun.

Şu öss döneminde hafiften deneyimlerimizi aktarmak iyi olabilir sanırım. Bu yazıyı tüm bilgisayar mühendisliği adaylarına ithaf ettim gitti :)

Esasında bilgisayar mühendisliÄŸi kavramını anlamak lazım. Ülkemizde hala oturmamış bir kavram ki insanlar “bilgisayar” kelimesini duyunca “off süper” diye tepkiler veriyor. Belki siz de onlardan birisiniz. Acaba gerçekten öyle mi?

Burada önemli olan sizin o mesleğe yaklaşımınızdır. Yıllarca bir terzinin yanında yamaklık yapmış biri tekstil mühendisliğini duyunca bu tepkiyi verebilir. Zira o işin zorluğunu ya da detaylarını bildiğinden bu meslek onun hayalinde bulutların ötesindedir. Bir de tam tersi bir durum vardır ki o da o mesleği hiç bilmemek, sağdan soldan duymak ve gözünde büyütmektir. İşte bir bilgisayar mühendisi adayının ilk öğrenmesi gereken şey bu mesleğe olan yaklaşımıdır.

Öncelikle bilmelisiniz ki, bilgisayar mühendisliÄŸi sabır iÅŸidir. Bakıyorsunuz bakal cips satıyor kasap etleri parçalıyor, terzi dikiÅŸini dikiyor iÅŸini yapıyor. Fakat bilgisayar mühendisi ne yapıyor? Onun iÅŸi böyle pratik ÅŸeylerle anlatılabilir mi, ya da bu kadar basite indirgenebilir mi? Ne yazık ki pek böyle deÄŸil. Bu mesleÄŸe adım atanlar bilirler ki, eÄŸitimlerinin ilk süreçlerinde bilgisayardan dahi bahseldilmez. Birkaç mesleki ders alınsa da bu onlara pek ışık tutmaz, temel mühendislik eÄŸitimleri alınır ve “mühendis” kavramı oturtulmaya çalışılır. Elbette bu senelerde çoÄŸu kiÅŸi mesleÄŸinden “ne yazık ki” soÄŸur.

Bilgisayar mühendisleri yazılım ve donanım alanlarına ayrılırlar. Bu klişe bir kategorilendirmedir, hala kimse bilmez bunun özünü. Genelde yazılım denince akla programlama dilleri ve algoritmalar gelir. Tabi bunun ötesinde büyük projelerde, proje yöneticiliği, yazılım mühendisliği, sistem analistliği, analist programcılık gibi aşamalar vardır. Donanım, gerçi bu ne anlama geliyor kimse bilmese de, mikroişlemci tasarımları, devreler, ledler, butonlar ıvır zıvır derken yine makina dili ile işlem yapan devasa bir alanı ortaya çıkartır. Bazıları donanım diyince hala ram çıkartıp takma, cd-rom açıp kapama, kasa tamiri düşünse de bu pek de öyle değildir. Donanımsal bilgisayar bilimi çok daha zorlayıcı bir alandır, yeni teknolojiler üretmeyi hedefler.

Kısacası bu alandaki mühendis adayları, her zaman, zamanın gerektirdiÄŸi ihtiyaçları takip etmeli, sektörü araÅŸtırmalı ve alandaki yenilikleri kovalamalıdırlar. Bunun yanında titiz ve temiz bir işçilik ile “üretim” yapmalıdır. Bir hatanın tüm projeye mal olabileceÄŸini bilmeli, buna göre mesleki eÄŸitimin başında önem teÅŸkil eden dersleri ciddiye almalıdırlar. Sonuçta, sabır bu mesleÄŸin temelinde yatar. Bir mühendis sabreder, bazı ÅŸeylerden feragat ederse, mesleÄŸinin ne anlama geldiÄŸini öğrenir ve baÅŸarılı bir bilgisayar mühendisi olur. Zira ÅŸu dönemde, ülkemizde “bilgisayar mühendisi nedir ne iÅŸ yapar” denildiÄŸinde buna doÄŸru cevap verebilecek çok bilgisayar mühendisi adayı az sayıdadır. Akılları baÅŸlarına geldiÄŸinde iÅŸ iÅŸten geçmiÅŸ olur.

Bir diğer mevzu ise sevmek. İnsanın en temel yaradılış özelliklerinden biri, öyle ki bir insan ailesini gerçekten severse, sayarsa onlara bağlı olur, onları tanır, onlarla birlikte olmaktan keyif alır, sıkılmaz. Mesleğiniz de aynen bu şekildedir. Onu severseniz, onunla mutlu olur, bir de üstüne başarılı olursunuz. Bu sebepten ötürü, kesinlikle ve kesinlikle eğer istemiyorsanız, eğer bilgisayarı sevmiyorsanız bu mesleği seçmeyin. Ailenizin baskısı ile zaten tercihinizi yapmayın, önce bir düşünün, en sevdiğiniz aktivitelerinizi düşünün, eğer ki içinde bilgisayar var ise o zaman bu mesleği seçin.

Bir diÄŸer mesele ise şüphesiz okul seçimi. Åžuna emin olun ki, Türkiye’de tam manasıyla, ÅŸahane bir bilgisayar mühendisliÄŸi bölümü yoktur. Daha evvel de bahsettiÄŸim üzere mesleÄŸimiz henüz anlaşılamamış durumdadır. Bunun yanında son yılların güzide mesleÄŸi olan bilgisayar mühendisliÄŸi bölümü derslerini genelde bilgisayar mühendisliÄŸi mezunu öğretim görevlileri vermez. ÇoÄŸu elektirik-elektronik mezunudur ve sonradan bu alana ilgi duymuÅŸlardır. Yazılım sektörünün büyümesi ve mühendislere geniÅŸ olanaklar saÄŸlayıp devasa projelerde yer almalarını salaması da akademisyen sayısını azaltmıştır. Bunu çok daha detaylı olarak sonra inceleyebiliriz, zira çoÄŸu insan kendi içindeki özgüvensizliÄŸinden piyasaya çıkıp yazılım uzmanı olamayacağından ürker ve “akademisyen olurum abi, üniversitede kalırım” der. Oysa ki bu ne kadar da ilginç bir mantıktır.

Peki bunca laftan ne çıkartmalıyız? Şöyle ki; bilgisayar mühendisi olacaksanız bunu kendiniz başaracaksınız. Kafanıza kimse sihirli bir asa ile dokunup sizi böyle gözlüklü beyaz önlükler giyen labaratuvarlarda koşturan bir bilgisayar mühendisi yapmayacaktır, buna emin olun. Siz kendiniz arzulayacak, kendiniz kovalayacak, kendiniz araştıracaksınız. Eğer böyle olursa, kendi mesleğinizde ileriyi görmeye başlarsınız ve şüphesiz doğru yoldasınızdır. Yoksa okulun kampüsü küçük, aktivitesi yok diye söylenir ve kendi işinize adapte olmazsanız muhakkak ki kaybeden siz olacaksınız.

Bunun için acele etmeyin, kendinize sorular sorun, bilgisayarı sevip sevmediÄŸinizi düşünün, bir okula takılıp kalmayın zira o okulda dört - beÅŸ sene geçireceksiniz, lakin bir mühendis olarak kırk yıl geçirebilirsiniz, bu sebeple adımlarınızı atarken dikkat etmeye çalışın. Herkesin dediÄŸine hemen aldanmayın, herkesin dediÄŸini kafanıza not düşün, onlardan sonuçlar çıkartmaya bakın. Bu alanda acele ile karar vermek ya da sabit bir fikir ile “ben böyle bir yol seçtim, böyle giderim abi” dememeye gayret gösterin. Bilgisayar bilimlerinde neyin ne hızla deÄŸiÅŸeceÄŸi bilinemiyor. Alanınızda en iyi mühendisken aldığınız 5000$ maaÅŸ birden yeni bir teknolojilerin yayılmasıyla 500$’a düşebilir. Bu sebeple özünüzü ve size en yakın bilgisayar mühendisliÄŸi alanını seçin.

Gelecekteki proje arkadaşlarıma şimdiden başarılar dilerim :)

Bilgisayar Mühendisi Adayı Olmak

Şu sıralar adaylık, aday adaylığı kelimeleri çok popüler. Düşündüm de, herkes bir siyasi olmak için gerekenleri biliyor gibi, siyasetin devamlı içine çekiliyoruz, paçalarımız gergin. Bir de pek de umrumuzda olmayan bilim dünyasına bakalım, bir mühendis adayının notları ileride keyifle okunabilir. En azından ben tebessüm edeceğim sanırım.

Aman yarabbim. Bilgisayar. Hani çocukluÄŸumuzda ancak Hollywood filmlerinde gördüğümüz bir ekran, bir kasa, kablolar güruhu. Karşısına oturup köleleÅŸtiÄŸimiz alet. Anlayanın da anlamayanın da iÅŸinin düştüğü “ÅŸey”… Biz bu aletin uzmanları Türkiye’de nasıl yetiÅŸiyor, Türkiye’de biliÅŸim sektörü ne hallerde, bilgisayar mühendisliÄŸi öğrencileri nasıl eÄŸitim alıyor gibi konular üstünden hafifçe geçeceÄŸiz, tabi bir adayın dilinden.

Bana göre bilgisayar mühendisliÄŸi Türkiye’de anlaşılamamış meslekler arasına çok rahat girebilir. ÖrneÄŸin bir toplulukta mesleÄŸiniz sorulup, cevabınız alındıktan sonra “uff, süper, ÅŸahane” tepkileri gelir genelde. Lakin esasında kimse ne iÅŸ yaptığınızı bilmez. Sadece hoÅŸ bir söyleniÅŸi vardır, mühendistir bir kere. Hele bilgisayar! Baksana, her yer bilgisayar; “Bu adam ileride kesin köşe olur… İrtibatı kopartmayalım.”

Bir de bunun akademik ayağı var ki, o çok daha kötü. Zira bu bahsi geçen mesleÄŸinizi beÄŸenen kiÅŸiler mesleÄŸinizi “bilmedikleri” için belki de o tepkiyi verirler. Lakin bu iÅŸin ehli “eÄŸitimci” kabul edilen kiÅŸilerin de diploma haricinde bu kiÅŸilerden çok farkı yoktur. Tek farkları onlar “off” demez, “off” dedirtirler, bunu kendilerine hak görürler adeta. BilindiÄŸi üzere Türkiye’de çoÄŸu mühendislik bölümünde hala belirli standartlar yoktur. Bu da mühendislik sektörlerinde büyük bir dağınıklığa sebep olmaktadır. Bilgisayar MühendisliÄŸi de böyledir. Pek çok üniversitede alınan mesleki dersler benzer gözükse de yapı itibari ile aralarında çok büyük farklar vardır. İleride mesleÄŸimizi doÄŸrudan etkileyecek bu derslerin içeriÄŸi genelde özenle seçilmezler. ÖrneÄŸin bazı okullarda programlama dersinde, oldukça paslanmış bir dil olan Fortran öğretilmekte, çoÄŸu dilin temel yapısı olan C küçük görülüp es geçilmekte, böylece yazılım sektörüne yönelecek öğrencilerin çoÄŸu daha alt yapısını bilmedikleri projelerde tökezlemektedirler. Bu sebeple sektörel eÄŸitim veren kurumlar Türkiye’de gerçekten güzel ekmek yemektedirler. Bu Türkiye’de en azından bilgisayar mühendisliÄŸindeki eksikliÄŸi rahatça gözler önüne sermektedir. Siz de iyi bilirsiniz ki “mühendis” diploması alan kiÅŸiler, kendilerine güvenmeyerek bilimum yerden sertifika alma çalışmalarına girerler. Tüm bunların sonucunda ise esas amacı ülkesine hizmet etmek olması gereken bilim dünyasının taze mühendisleri daha ne yapacaklarını bilmediklerini büyük bir dünyaya adım atarlar, yada yaka paça atılırlar.

Çaylak mühendislere güvenmeyen birçok köklü firma alım yaparken genel yetilerini ölçtükleri mühendisleri, aldıkları eÄŸitimlere çok önem vermeden iÅŸe alırlar, çekirdekten çaylaklarını yetiÅŸtirip kendileri için kalifiye bir eleman haline getirirler. Bu bakımdan bazılarına göre “iÅŸ, iÅŸte öğrenilir”. Bu kiÅŸiler elbette ÅŸanslı olanlardır, bir de iÅŸe giremeyip hayatın tokatları ile iÅŸini kendi kendine öğrenmesi gerekenler vardır ki, o çok ayrı bir konu. Fakat tüm bu konuların kaynağı sorgulandığında tek adrese çıkılmaktadır. “EÄŸitim”. Evet, Türkiye’de her konuda bulunan belki de en büyük eksiklik.

Åžimdi son sınıfa baÅŸlamak üzere olan bir adayın genel izlenimlerine bakalım. EÄŸitiminizde yabancı dil büyük önem arz etmektedir. Bu bakımdan ilgili hazırlık aÅŸamasını atlar yada tamamlarsınız. Bu husus genelde standartlaÅŸmıştır, çoÄŸu mühendis bu yılı “yatma yılı” olarak kabul eder. Zira çoÄŸu zaten lisede hazırlık okumuÅŸ lakin süper eÄŸitimin getirisi ile öğrendikleri dili birkaç senede unutuvermiÅŸlerdir. Bu hazırlık yılı tazelenme ve üniversiteye adapte olma yılıdır. Sonra akademik yıllar baÅŸlar. Kimya dahi alabilirsiniz. Genel matematik derslerinden sonra yavaÅŸ yavaÅŸ programlamaya girersiniz. Tabi hayalinizde o yeÅŸil devreler, o kabloların tasarımı falan vardır. Ama beklemeniz gerekir elbette, herÅŸeyin bir sırası vardır. Sabretmeyi öğrenirsiniz. Sonraki sınıflarda karşınıza mühendislik matematiÄŸi, lineer cebir gibi önemli dersler gelir. Sonra sabrınız muradınızı yanında getirir. Devre analizi, devre tasarımı bilimum devre ÅŸeysi alırınız. Lakin bir türlü uygulayamazsınız o devreleri. Hep tahtada hep kağıtlarda. Ses çıkartırsınız, hemen bir “höt” gelir. Karar verisiniz. Yazılım en mantıklısı, en azından uygulamanızı kendi evinizde geliÅŸtirebilirsiniz, hem sektörde de yükseliÅŸte bu dal, herkese de lazım. Evet evet, yazılım en güzeli. Ona da deÄŸer verilmez. ÇoÄŸu öğretim görevlisi “elektronik” mezunu olduÄŸu için tahtada C anlatır tıpkı devre derslerini anlattıkları gibi. Bu sefer deneyimlisinizdir, ses çıkartmaz ve söz dinlersiniz. Nasıl olsa kendi kendinizi geliÅŸtirebilirsiniz. Bu sefer programlama dillerini küçük görüp, makina dilini size verirler. Lakin bunu da uygulayamazsınız, belki birkaç ışık yakıp ses çıkartabilirsiniz mezuniyetinize az kala, ama o kadar, bu kodları ezberlemek en iyisidir. MikroiÅŸlemciler, robotik gibi dersler alırsınız. Heyecanlı bir öğretim görevliniz ve donanımlı bir labaratuvarınız yok ise bu derslerin janjanlı adları ile sadece övünebilirsiniz. Düşünsenize robotik ve kağıt üstünde yazılı olmak. Böylece alırken kalbinizin hızla çarptığı dersler, sınavda kalbinizi zorlar. Kağıt üstünde bilgisayar mimarisi çizersiniz.

Tabi öğrenciler de artık garipleÅŸmiÅŸtir. Kimi rahat, kimi gergindir. Bazıları her bölümde olduÄŸu gibi kafayı akademisyen olmaya takar, çalışır da çalışır, unuturlar ki yine kapılarında kabul için uyudukları kiÅŸiler onları aÅŸağı gören elektronik mühendisi olan öğretim görevlileridir. Heyecanı kalmamış bu hocaların imkansız tezleri ile çürürler, ekmek ve aslan ile tepiÅŸir dururlar. Kimiler PR denen nesneyi keÅŸfeder ve kendilerini pazarlarlar. Danışmanlık yapıp oradan oraya koÅŸtururlar. Kimileri kendi ÅŸirketini kurmaya çalışır, kimisi memur, kimisi patronun kölesi olur. Kimse ne yapacağını bilmez, artık sadece o ulvi nesne, “diploma” için uÄŸraÅŸ verirler. EÄŸitim alamazlar, öğretimin nasıl yapılacağı bilinmez. Konunun uzmanları deÄŸil, konunun yanından geçenler tüm kaprisleri ile sizlerledir. Herkes kendi dersinin en önemli olduÄŸunu iddia ettiÄŸinden tarih dersinin projesi için arkeoloji müzesini gezebilirsiniz. Kiminin ise sert kuralları vardır. MesleÄŸinize yardımcı olduÄŸunu düşündürür baÅŸta, sevinirsiniz, sonra sayfalarca ezberi görür ve yine uygulamasız nasıl mühendis olacağınızı kara kara düşünürsünüz. Ama unutmamalıdır, sonunda o diplomaya kavuÅŸacaksınızdır, asıl sorunun o zaman baÅŸlayacağına eminsinizdir artık.

Geriye dönüp bakarsınız, büyük keyifle, heyecanla girdiğiniz o bölüm, o şahane meslek şimdi gözünüzde bir anlam kazanamamaktadır. Düzgün bir eğitim alamamışsınızdır. Anlaşılmaz olan mesleğiniz sektör tarafından da bilinmez, her birinin öğrenilmesi seneler alan nitelikler beklenir sizden. Aynı zamanda genç olmanız da istenir, kısacası mehdi bekler gibi beklerler o adayları, ama en sonunda acı deneyimlerle öğrenilir ki bu işler karışık işlerdir. Hem sektör bilmez sizi, hem siz bilmezsiniz sektörü. Çoğu kişiyi görebilirsiniz orada burada freelancer web programcısı, sistem programcısı olarak. Bazıları bilgisayar dahi satmaya başlar, bazısı artık başka bir bölüm kazanmıştır.

Sonra sorarlar, neden biz de “onlar” gibi olamıyoruz. HerÅŸey bizde de yok mu? Bak üniversiteler, bak gençler pırıl pırıl, bak üç kuruÅŸumuz da var bu uÄŸurda harcayacağımız… Hmm, olmuyor sanırım. Sanırım kafalar asıl deÄŸiÅŸmesi gereken. Oturup birileri mühendislik ne anlatmazsa, mühendislik standartları belirlenmezse, eÄŸitimciler bilinçlendirilmez, sektörde pay sahibi iÅŸ adamları bilgilendirilmez ise Türkiye hala daha böyle kafası karışık gezecektir, en kötüsü kafasının neden karışık olduÄŸunu dahi bilmeyecektir.

Bundandır ki, bir bilgisayar mühendisi adayı bana göre, bu devirde, kendi kendini yetiÅŸtirmektir ana mesele. Bol okumalı, yazmalıdır. Sonra çalışmayı yavaşça sevecektir mühendis. Ezberden öteye geçecek ve uygulamaya baÅŸlayacaktır. OkuduÄŸu için projelerde zorlanmayacak anlayamadığı noktaları araÅŸtıracaktır, yazacaktır, eksiklerini ve nasıl adımlar atması gerektiÄŸini öğrenecektir. Kanındaki heyecanı kaybetmediyse giriÅŸecektir doÄŸru adreslere, münazara edip hayaller ile gerçeklerin buluÅŸturulup nelerin üretilebileceÄŸini görecektir. GeliÅŸtirecektir kendisini. Fakat hala öğrencisi ile iddialaÅŸan, onu disiplinize etmek için sınavlarından bırakan da bırakan, bir ÅŸey öğretmeyen, bir öğrencinin en deÄŸerli varlığı olan “zamanını” heba eden eÄŸitimciler olduÄŸu müddetçe mühendisler, çalışmayan, okumayan, yazmayan, umutsuz, hayal kuramayan böylece üretemeyen mühendisler olarak mezun olacaklardır.

İşte bir bilgisayar mühendisi adayı önünü, geçmişini böyle görüyor. Elbette ışık var, fakat bunu herkesin göremediği açık. Umuyoruz ki yakında biz de ışıklar saçan, parıldayan bir nesile sahip oluruz, yetişiriz, yetiştiririz.