Türkiye Bilişim Manifestosu

Bu yazı herkesin kendi alanı dışında bir uzman olduğu günümüz Türkiye’sinde bilişim alanında artık bir şeyler yapılması gerektiğini anlatmayı amaçlayan bir açıklamadır. Yazı hiçbir kurum ya da kuruluşu suçlamamakta, yalnızca günümüz internet kullanıcılarına nasıl daha güvenli ve etkili hizmet verilebileceğini kısaca açıklamaktadır.

İlgililerin dikkatine sunulur.

1- Bilişim; bilginin bilişim araçları ile geliştirilip işlenmesi ile ilgilenen bir bilim dalıdır.

Yani bilişim, bir bilgisayar ve ona bağlı kullanıcılar arasındaki etkileşimden ibaret olmaktan ziyade bir bilim dalıdır. Bu konunun her ülkede olduğu gibi ülkemizde de uzmanları bulunur.

2- İnternet; kendi aralarında birbirine bağlanmış ağlar anlamına gelen (Interconnected Networks) bir terimdir.

Yani internet bir veya birkaç internet sayfasından ziyade, milyonlarca bilgisayarın birbirine bağlanması ile oluşmuş bir yapıdır. Bunların içerisinde kullanıcılarına belirli verileri sunmayı amaçlayan sistemler de bulunabilir.

3- İnternet; içerisinde yalnızca kontrolsüz içerik barındıran bir bilişim mecmuası değildir.

İnternet; dünden bugüne gelişimini korumuş, hedefine kilitlenmiş bir mekik gibidir. Amacı kullanıcılarına en yüksek verimle en kaliteli hizmeti sağlamaktır. Bunların başında onlara verimli içerik sunmak, birbirleri ile etkileşimli haberleşmelerini sağlamak, teknoloji ile kullanıcıların beraber ilerlemesini amaçlamaktadır. Bunun yanında interneti kötü amaçlara yönelik kullanan kişi, kurum veya kuruluşlar da olabilir. Fakat bu ve bunun gibi zararlı hususlar İnternet’i bir karabasan, bir virüs gibi simgelendirilmesine neden olmamalıdır. İnternet’in en verimli nasıl, ne şekilde kullanılabileceği araştırılmalı, bu yönde kullanıcılara bilgilendirici program, seminerler vb. etkinlikler sağlanmalı, kullanıcılar gelişmelerden haberdar edilmelidir. İnternet yalnızca bir “sörf tahtası”ymış gibi tarif edilmemelidir.

4- Bilişim ve İnternet hususundaki hukuki yorumlar ve bu doğrultuda alınacak kararlar, konusunda uzman kişilerin danışmanlığı ve yardımı ile yapılmalıdır.

Hukuk nasıl alt konulara göre hükümleri o konuda uzman bölümlere ayrıyorsa, bilişim ve bilişimle ilgili suçlar da yine bu konunun uzmanları tarafından değerlendirilmeli ve bu doğrultuda gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Böylece verilebilecek yanlış kararlar en aza indirilmiş olacaktır.

5- Bilişim hususundaki problemleri çözmeye yönelik Bilişim Mahkemeleri açılmalıdır.

4. maddede belirtildiği üzere seçilen bilişim uzmanları bilişim üzerine daha fazla söz sahibi olabilmelidirler.

Günümüz teknolojisi insanlık gibi ağır ağır ilerlememektedir. Her gün yeni bir gelişme ve bu gelişmeye yönelik suçlar da ortaya çıkmaktadır. Yani bu suçların klasik sistemlerle sonucu bağlanması mümkün değildir. Dün suç teşkil etmeyen bir konu bugün haksız kazanç elde etmeye sebebiyet vermektedir. Bu sebeple gelişmelere ile gelişen bilişim hususunda yatırım yapan kurumlar/mahkemeler kurulmalı, bu kuruluşların da ilk görevi gelişen teknoloji ile beraber gelişmek, Türkiye’yi de bu alanda en iyi şekilde yönetmek olmalıdır. Günümüz internetinde uzmanları dahi zorlayabilecek sınırlarda suçlar işlenebilmektedir. Bunların başında internet bankası soygunları gelmektedir. Konusunda uzman yetkililer tarafından detaylıca incelenen bu olaylar, daha hızlı çözümler üretilmesine katkı sağlayabileceği gibi yaptırımların daha teknik boyutlarda yapılabilmesini sağlayacaktır. Böylece esasında çok ciddi boyutta tahribata yönelik işlenen bilişim suçlarına uygulanacak yaptırımlar ağır olacaktır.

6- Bilişim suçları, kategorize edilmesi ve cezalandırmalar daha etkili olmalı, esasında suç olmayan, ya da cezalandırması daha farklı olması gereken suçlar daha kontrollü bir şekilde karara bağlanmalıdır.

Bilişim mahkemeleri ile ard arda kapanan internet siteleri konusunda daha farklı çözümler ortaya çıkacak ve bunun sonucunda ilgili kurum/kuruluş yargılanacaktır. Bilişim suçları birkaç spesifik hususta küçültülmekten çok, genişletilerek daha detaylı incelemeler sonucunda daha etkili kararlar alınabilecektir.

7- Bilişim üstüne bilgisi olmayan kişiler bilişim suçları üzerine karar vermemelidir. Belirli kriterleri yakalayamayan suçlar bu kriterleri yakalayamadıkça dikkate alınmamalıdır. Suç duyuruları daha detaylı olmalıdır.

Böylece bir kişinin bir dilekçesi ile bir internet sitesi kapatılamayacak, kapatılsa da konu üzerine daha fazla, daha ağır yaptırımlar uygulanacaktır. Böylece basit bir hukuk bilgisi olan kişinin kolayca bir internet sitesini kapattırabilmesinin önüne geçilecektir. Böylece daha gerçekçi, daha detaylı sonuçlara ulaşılabilecektir.

8- Lisanssız ve korsan yazılım/ürün kullanımına yönelik yaptırımlar daha kapsamlı ve etkili olmalıdır.

Günümüzde bilişim denince akla yalnızca internet ve bilgisayar gelmemelidir. Bilgisayarlar ve pek çok bilgi işlem gereçleri içerdikleri yazılımlar ile ayaktadırlar. Bu sistemleri ayakta tutan yapılar ise binlerce kişinin yıllarca uğraş verip ortaya çıkardıkları yazılımlardır. Bu hususta, lisanssız yazılım kullanıcılarına daha ağır yaptırımlar uygulanmalı, yine bu konu ile ilgili daha detaylı kurum veya kuruluşlar kurulmalıdır.

Bu yazıyı okumak, anlamak dahi Türkiye’de bilişim ve internet konusunda bilinçlenmemize bir şekilde yardımcı olmaktadır. Elbette bu maddeler çok daha detaylandırılabilir velakin amacı olan Türkiye’de Bilişim ve Bilişim suçlarına karşı yapılması gereken eylemleri özetlemektedir.

Eğer ki maddelere eklemek istediğiniz bir şey olursa lütfen belirtiniz.

Bu yazıyı paylaşmak, internetin ne kadar güçlü bir mecra olduğunu kanıtlayacağından bunu paylaşabildiğiniz kadar paylaşmak her bir Türk İnternet kullanıcısının görevidir diye düşünmekteyim.

Teşekkürler


Abdullah Önden

Bilgisayar Mühendisi

İnternet, Web 2.0, Ajax, .Net, Framework, Intellisense vs. vs. ve Gelecek

Uzun bir aradan sonra merhaba.

Düşünüyorum da doğumumuzdan itibaren başkaları tarafından belirlenmiş bir istikamette, onların sınırladıkları duvarlar arasından süzülüyoruz. Kimimiz önden kimimiz arkadan birbirini takip ediyor. Fakat herkesin yolu ortak. Bunu büyük bir damar olarak düşünebiliriz, içinde milyonlarca kılcal damar var. Herkesin yolu ayrı gözükse de, herkes esasında aynı yolda.

Ne ki şimdi bu dediğinizi duyar gibiyim. Herkes bilgisayar ve dolayısı ile teknolojinin inanılmaz hızlı gelişiminden yakınır. Kimileri artık yeni teknolojileri öğrenemediğini söyler. Fakat her zaman birileri öğrenir, bir yere kadar karnını doyurur sonra yine upgrade olur.

Bundan 7-8 sene önce, çok uzun gelmiyor daha dün gibi sanki, her yer Java Applet’leri ile doluydu. Dhtml menüler zortlar, sayfalar gereksiz efektlerle açılır, çoğu sitenin arkasında midiler çalardı. Anımsarsanız yüzünüzde tebessüm olacaktır değil mi?

Fakat şimdi dönüp inşaa ettiğimiz şeylere baktığımızda farklı bir tebessüm var yüzümüzde. Belki gurur denebilir buna. Neden? Oldukça optimize edilmiş, tablesız, MVC sistemlerini sonuna kadar kullanan, kimilerinin küçümsediği o internet sistemleri artık bir sanat olmuş durumda.

Peki acaba bundan sonra ne olacak. Romalılar gibi doyuma ulaşıp yerle bir mi olacağız? Ben pek sanmıyorum. Dedimya, yeni doğanlar için yeni yolları biz geliştiriyoruz zaten. Daha şimdiden birbirinin aynı, taklidi, klon onlarca sistem doldu. İnternet sanal bilgi alanı olmaktan ziyade bir çöplük oldu. Bunu fark eden, bilgileri toparlayıcı hedefi olan sistemler yükselişe geçti ki en güzel örneği Facebook ve Youtube sanırım.

Sağa bakıyorsunuz ajaxla süslenmiş içeriği olmayan binlerce blog, sola bakıyorsunuz binlerce dostluk sitesi, forumlara değinmeyeceğim bile. Fakat artık browser içinden çalışan ve birilerinin “bak bu güzel” diyip herkesin “huraa” diyerek saldırdığı web 2.0 denen şeyin de sonu geliyor gibi. Zira web 3.0′ın çıkacağı da duyuruldu. Gelişen internet bağlantılarının faydasıyla ben artık daha gelişmiş browserların ortaya çıkacağını, klasik sunucu-istemci olayının text based ya da max. flash arayüzlü sistemler yerine oldukça işlevsel, olmazsa olmaz sistemlere geçiş yapılacağını düşünüyorum.

En azından düşünüyorum evet. Zira sıkıldım artık Ajax’tan, word press’ten, rss’ten, css’ten. Artık aynı kokuyor sanki hepsi. Bu doyuma ulaşmanın farkında olan Microsoft SilverLight’ı çıkartmayı deniyor, ama acaba ne denli başarılı olacak.

Sözün özü şu güne kadar öğrendiğim tek şey, siz teknolojiyi yaratın kazanın. Siz teknolojiyi taklit edin az kazanın. Siz doyuma ulaşmış sistemleri kullanın kaybedin.

Bilgisayar Mühendisinin İş Arama&Bulma Süreci

En ilginç anların yaşanacağı, belki de en korkulan, arzulanan süreçten bahsedeceğim bugün.

Başından beri diyoruz ki anlaşılamadık. Kendimiz dahi başladığımız ve içinde bulunup sürüklendiğimiz sürecin sonunu kestiremiyorduk. Fakat kimsenin durdurmaya gücünün yetemediği zaman o mutlak sona bizi itiyordu. Mezuniyet!..?

Bir yandan 16 yıllık artık uzmanı olduğumuz eğitim hayatımıza güle güle demek için yanıp tutuşurken, bir yandan da tamamen uzağında bulunduğumuz iş dünyasına yanaşıyorduk ağır ağır. Peki bu süreç nasıl işliyor? Neler hayal ediyoruz, neleri görüyoruz yavaş yavaş.

Çoğu bilgisayar mühendisliği öğrencisi ilk senelerinde tamamen bulutlar üzerindedir. Şöyle geçmişine bakacak olursak: hedefi güzel bir üniversitede hayalini kurduğu bölümü kazanmaktır. Bunun için yüzseksen soruluk sınav için senelerce hazırlanır. Test kitabının cevap anahtarını daha az açmaya başladıkça hedefine yaklaşır ve nihayet ona ulaşır. Fakat iş yeni başlıyordur.

Sonraki senelerde gerçeği görmeye başlar. Asla hayallerin tam anlamıyla gerçeğe dönüşemediği gerçeğini. Buna kimi hayat okulu, kimi gerçek hayat dese de o öğrenciliğine devam eder. Hep dinler. Herkes tavsiyede bulunur, herkes her şeyi en iyi bilir. Bu çocuğun kafasının neden karışık olduğuna anlam veremezler. Şahane bir hayat onu bekliyordur. Gerisi hikayedir. Ama çocuğa göre ya kör olmuştur, ya da artık eskisi gibi arzulamamaktadır mesleğini.

Esasında çok önemli olan staj seneleri eğer çok şanslı değilse saate bakarak geçer. Gençliğe oldukça önem verilen? ülkemizde bir hayalet gibi gezer ofiste. Kimse ona yardımcı olmaya çalışmaz, nasıl olsa gidecektir birkaç gün sonra. Staj ona göre daha çok bir defter parçasıdır. Genelde birçok mühendislik öğrencisi gibi otuz iş günlük stajını tamamlar. Ama bu oldukça uzun sürede yapılanlar bir defteri dolduramaz. Bir şekilde oradan buradan müthiş microsoft icadı kopyala/yapıştır kombinasyonunu kullanarak staj defterini ve stajını tamamlar.

Sonrası esas konumuz. En komik, en şahane, en eğitici bölüm.

Bir bilgisayar mühendisi, hangi okuldan mezun olursa olsun asla tam bir mühendis olarak mezun olamaz. Zaten kimsenin de böyle bir şeyi iddia edeceğini düşünmüyorum. Türkiye’de ne yazık ki hala bilgisayar mühendisliğinden çıkan bir adam hangi bölüme, departmana girmeli ve çalışmalıdır bilinmemektedir. Bu yazıyı yazmadan önce bilgisayar mühendisi arayan ilanlara bakayım dedim. Bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim. Grafikerden tutun, ayakkabı imalatçısına, hosting sağlayıcısından reklam ajanslarına kadar herkes bizleri arıyormuş meğer. Evet evet, işsiz kalma korkunuz olmasın. J

Bu son derece normal. Bilgisayarın bu denli hayata yayılmış olması elbette çoğu sektörde çalışabilmemizi sağlamakta. Fakat komik olan şey bizlerden beklenenler. Bir bilgisayar mühendisi, yazılım alanında gelişmek istiyorsa bir yazılım firmasında junior olarak işine başlayıp uzmanlaşır. İşe alım sürecinde hafif algoritma bilgisi ve daha önce kod yazmış olması esas yeterliliktir. Fakat tabi kimse böyle söylemez, işte burada komiklikler ortaya çıkmaya başlar. Örneğin bir ilan şöyle diyor: “Analist programcı aranıyor”. Bir kişiye uzman diyebilmek için -bana göre- bir konuda en az iki yıl deneyim sahibi olması gerekmektedir. Bahsedeceğim ilanla tek ortak fikrimiz bu, zira bilgisayarda, hele hele yazılımda uzman olabilmek için sabretmek ve devamlı araştırmak gerekir. Bu da kısa sürede birçok şeyin öğrenilmesini engeller.

Şunları bekliyorlarmış adaydan:

- Asp, Aspx, Php konusunda deneyimli,

- C#, C++ ve Visual Studio.NET ile en az iki yıl uygulama geliştirmiş,

- Visual SourceSafe veya benzer ekipmanlar kullanmış,

- Oracle, SQLServer, DB2, mySql, postreSql bilen,

- Stored Procedures ve Triggers konusuna hakim,

- AJAX, CSS, JavaScript, HTML, XML bilen,

- Multi-threaded yazılım geliştirme konusunda deneyimli,

- Ve benzer mühendislik kelamları…

Bunlara ek beş yıl sektörde çalışıyor olmak, askerliğini bitirmiş olmak, otuz yaşı aşmamak, yüksek yapmak.

Şimdi ya bu adamlar ne istediğini bilmiyorlar, ya da inanılmazı başarmak istiyorlar. Ben en çok veritabanı isimlerine güldüm. Sanırım bir veritabanı kıyaslama makalesi okuyup tüm kıyaslanan dilleri yazmışlar. Asp ile Php neden yanyana onu da çözemedim. Zira alacakları kişi bir analist programcı. Bir proje lideri olsa, bunları biraz bilse yeterli diyebilirim ama otuz yaşı da geçmemiş olmalıymış?

Ben işin içinden çıkamadım. Bir de ek olarak esnek çalışma saatleri var ki? Bunun anlamı iş hayatında “geberene kadar çalışmak”tır ne yazık ki. İşini seven insanlara koymaz bu, fakat hem üç kuruş alıp hem gece yarılarına kadar çalıştırılmak nedir çözemiyorum.

Sözün özü, mezun olmadan önce “yazılım, network, donanım” fark etmez, muhakkak birisini sevin ve onda uzmanlaşmaya çalışın. Zira hayatınızı etkileyecek en önemli an o dur. Onu başardıktan sonra muhakkak gerisi gelecektir. İşi işte öğreneceğiniz doğru olsa da, işi birazcık bilmeyenler, işini sevmeyenler kendilerine göre bir iş ne yazık ki bulamayacaklardır. Bulsalar dahi mutlu olamayacakalr hep şikayet edeceklerdir. Yukarıdaki ilanı vermemin sebebi de, “bak bu kriter bana uymadı” diye ilanı kestirip atmamanız içindir. Zira o bölümdeki insan kaynakları şeysi sizin bölümünüzü hiç bilmiyor olabilir, gidip şans denemekte fayda vardır. Onların birkaç klavye vuruşu ile istedikleri şeyler, yıllar geçse de öğrenilemeyecek şeyleri içeriyor olabilir.

Umuyorum şu günceden bir gün de siz okurlarıma güzel, iç ısıtıcı haberler verebilirim. Ben en azından şu güne kadar benzer yollardan geçtim, geçiyorum. Sizi bu meslekle ilgili bilgilendirmeye nefes aldığım müddetçe devam edeceğim.

Bilgisayar mühendisliği rehberi

Selamlar

abdullahonden.com bir slogan taşımıyordu başta. Fakat şimdi farkettim ki burası bir bilgisayar mühendisinin, mühendislik öncesi ve mühendislik sonrası adımlarını gayet samimi bir şekilde anlatıldığı bir yol haritası, adeta bir bilgisayar mühendisliği rehberi oluvermiş ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.
Bunun önemini yeni kavradım. Esasında hobim olmayan, ama sonradan sevdiğim araba hususunda aramalar yaparken Barış Purut Bey’in Honda Jazz bloguna rastladım. Burada arabasını ilk aldığı andan itibaren yaşadıklarını anlatmış. Ne kadar basit denebilir başta, fakat o arabayı merak edenler için bana göre “kullanma kılavuzu” ya da “uzman görüşlerinden” daha iyi, daha samimi ve açıklayıcı bir kaynak oluvermiş.

İşte bu blog da tıpkı bu bahsi geçen blog gibi. İçeriği ile “abdullah önden” kişisini hedeflemek yerine, bir insanın bilgisayar mühendisliği öğrenciliğinden, bilgisayar mühendisliğine doğru olan yaşamını anlatacak.

Hani çocukken sorarlardı: “ne olacaksın?” diye. E o zamanda cin çocuklar en yüksek paranın kazanıldığı meslekleri söylerlerdi: “mühendis, doktor, çöpçü?” gibi.
İşte dilden dile dolaşan, efsane bir meslek gibi gözüken, kolay para kazanmanın anahtarı olduğu sanılan bilgisayar mühendisliği umarım bundan sonra okurlarımız tarafından daha iyi anlaşılacaktır.

Arkadaşlık Mefhumu

“Samimiyetsizlik dünyasından merhabalar.” Böyle sesleniyor her bakış artık bize. Gülümseyen bir yüz, tokalaşan bir el dahi artık farklı sanki. En azından buraları öyle.

Klişeleşmiş bazı şeyler var megaköylerde. Ara sıra düşünüyorum acaba bu standartları belirleyen bir kurum mu var diye? Bize devamlı geliştiğimiz, aydınlaştığımız söylense de bunun yanında bizden bir şeyler götürdüğünü kimse inkar edemez. Doğumumuzdan itibaren, sırtımızdan itile itile bir savaşın içine sürüklenmişiz barış dünyasında. Başta neden ve nasıl kelimeleri haznemizden alınmış. Kararları verenlerin kementleri ile hareketimiz sağlanmış. Sonrası.. Sonrası zaten belli. İstenen kişi oluveriyoruz.

Peki ya dostluklar? “Dost”. Ne kadar da ağır bir kelime değil mi? Acaba kaç kişi gözünü kapatıp “şu veya şunlar benim dostum” diyebilir acaba? Hele arkadaşlık?

İnsanlar genelde bir menfaat üzerine insanlarla tanışırlar. Sonra yine bu menfaat dolayısı ile aralarında bir bağ oluşur. Örneğin okul, iş, yolculuk, aşk? Kişilerin arasında bir ortak nokta vardır muhakkak. Okuldayken yoklamaya imza atacak, kendisi ile kantinde oturacak bir arkadaş, işteyken beraber yemeğe çıkacak, kısa sohbetini edecek bir arkadaş, aşkta ise ruhun gemisi olan nefsi okşayacak bir sevgili. Günümüzde en azından bu kavramlar böyle, buna indirgenmiş durumda.

Neden bunu inceliyorum? Esasında soruyorum kendime, sorguluyorum. Hep cevabım şu; “ortak noktanın sağlamlığı”. Artık insanlar birbirinin gözüne bakamıyor. Herkeste bir bezginlik ve ümitsizlik var. Anını kurtarmaya çalışan kişinin bakışları sizinle beraber o bir anı daha öldürmek istiyor gibi. En azından o en korkulan şeyden bir süreliğine daha kurtulmuş oluyor; yalnızlık.

Biraz geriye gidelim. 1300’lü yıllar. Osmancık sesleniyor; “Kardeşlerim, biz imanımız yüreğimizde, gücümüz bileğinde pehlivanlar, vatanımız için şehadet şerbetini içmeye hazırız! Benimle misiniz?”

Ben böyle dostluklar, böyle amaçlar, böyle hayatlar göremiyorum artık. Tek gördüğüm kayıp şehrin hayalet siluetleri. Bir insanın en yakın arkadaşına seslenişi “kanka-kanki” olmuş. En sevdiği arkadaşına durup dururken bağırıp çağıranlar türemiş. Sadece metin bazlı bir program vasıtası ile aşk?lar biter olumuş. Sohbet bitmiş.. Mesk bitmiş.. Hayatlar bitmiş..

Siz de farkında mısınız, bizler, bizim için programlanmış olan standartlar peşinde koşar olmuşuz. Sorgulamak yok. İnanmak yok. Araştırmak yok. Verileni al.. verileni al.. verileni al!

“Kardeşlerim, eğer benimleyseniz, kendinize edindiğiniz bir amacınız ve o amaçta asla sizi yalnız bırakmayacak kardeşleriniz olsun. Ona koşun fakat her zaman elinizde kitabınız olsun, doğru olun, dürüst olun ve inanın. İşte o zaman hayat denen şeyin tadını alacaksınız.”

not: sizin de doğum gününüz kutlu olsun :)

Açık kaynağın gücü, tekelin zorbalığı ve aradan sıyrılan Web 2.0!

Konu fena değil mi? Yıllardır tartışılagelen “asp mi döver php mi?” sorusunun merkezi belki de. Open source ve karşısında kapitalizmin dibinde biten Microsoft ürünleri.Şöyle bir bakalım. Bir şirket ile görüşmeye gidiyorsunuz, şahane bir fikriniz ya da ürününüz var. Sunum başlayacakken soruluyor “altyapı ne olacak?”. Eğer linux altyapısı gösterirseniz gülüşmeler fısıldaşmalar duyuluyor. Fakat bir Microsoft ürününü önlerine sunarsanız “şahane” gibi tepkiler gelebiliyor, güven duyuluyor. Sebep? Çünkü biz etiketler ülkesiyiz.

Peki böyle mi? Neden taktın bu kadar Microsoft’a?

Microsoft’a takıldığım düşünülmemeli. Tepkimin sebebi insanların etiket merakı, araştırmadan kaçması, farklı çözümlere yanaşılmaması, kalabalık olan her yerde çözümün olduğuna inanılması. Yoksa Microsoft gerçekten de dünyada en iyi yazılımcılara sahip, oldukça güzel ürünleri, projeleri olan bir firma. Visual Studo serilerini keyifle takip ediyor ve kullanıyoruz. Meseleyi biraz daha açalım.

Mavi Jeans ünlü olmadan önce oldukça düşük fiyatlardan pantalon satıyordu. Fakat ciddi ve kaliteli reklam stratejisi ile markasını tanıttı. Bu da etiketlere doğrudan yansıdı. Aynı kalitede üretim yapan fakat reklamı beceremeyen firmaların pantolonları aynı kalitede görülmedi halk tarafından. Neden? Çünkü herkes Mavi giyiyordu, güveniyordu.
Microsoft da böyle. En azından Türkiye’de hala böyle. Şimdilerde geliştirdiğiniz platformlar ne yazık ki Microsoft altyapısı ile geliştirilmeli gibi bir dayatma var gibi gözüküyor. Onun yazılım ekipmanı ile geliştireceksin, onun altyapısında verileri tutacaksın, onun standartlarına uyacaksın falan filan… Peki biz bu firmaya neden bu kadar bağlıyız? Hiç mi yok alternatifimiz?

İşte burada özgür yazılım olarak ifade edebileceğimiz open source uygulamalar dikkatimizi çekiyor. Bu uygulamalar tekelciliğe haykıran birkaç kişinin ürettiği şeyler. Hedeflerinde ilk sırada para olmadığından yaygın olarak kullanılsa da çok büyük projelerde ne yazık ki hala istenilen seviyede özgür yazılım bulmak zor. En azından Windows uygulamalarında çok çok büyük projeler göremiyorduk, ta ki internet çıkagelene kadar. İnternet ile insanlar mesafelere bakılmadan daha da yakınlaştı, kulaktan kulağa dolaşan şeyler haykırılmaya başlandı ve özgür yazılım oldukça büyüdü.

İnternet ve Özgür Yazılım

Belki de özgür yazılımın en çok kullanıldığı alan İnternet. Programcılık da tıpkı insanlar gibi çok çeşitlidir. İnternet programcılığı bunlardan sadece biri ve belki de günümüze gelene kadar en küçük görülenlerindendir. Sistem programcıları, windows uygulamaları geliştirenler, database yöneticileri böyle kikirdeyerek bu kişilere yaklaşırlar(dı). Günümüzde ise göremedikleri şeyleri bazıları görmeye başladı. Evvelki satırlarda ifade ettiğim şeyi unutuyorlardı. “Mesafe ve insanların insan olduğu”.

İnternet insanları sıra arkadaşı mesafesine indirdi, samimiyeti getirdi. Gelişen teknoloji ile beraber iletişim kolaylaştı. Öyle ki artık insanlar görüntülü, sesli iletişimi yok denecek ücretler ile yapmaya başladı. Elbette internetin bunda yadsınamaz payı vardı. Zira insanlar üstünde koştukları program ile ilgilenmek yerine, kendilerine yön veren, onların çıkarlarını gözeteden yazılımlar ile daha çok ilgilenirlerdi. İnternet onlara pek çok “fayda” sağladı ki fayda kavramının insanoğlu için ne kadar önemli olduğunu tekrar anlatmak dahi istemiyorum.

Böylece insanlar görmeye başladılar. Banka işlemlerini evlerinden halledip, araştırmalarını internet üzerinden yapmaya başladılar. Facebook gibi uygulamalar ile unuttukları yüzleri hatırlayıp internet forumlarında klavye şövalyesi oldular. Böylece “marjinal fayda” doruğa ulaştı, kullanıcı ihtiyacını karşılayıp mutlu oldu, bunun yanında haz da duydu. Zira minimum maliyete maksimum verim aldı.

Peki ya internetin geleceği? Türkiye?

İnsan içinde bulunduğu şeylerin farkında olamıyor. Tıpkı akvaryumda yaşan balıklar gibi. Bundan daha beş sene öncesinde ADSL sadece şirketlerde bulunuyordu. İnsanlar (en azından ben) harıl gürül modem gıcırtılarıyla, 146′larla internete bağlanıp saatlerce bekleyip Led Zeppelin’in Stairway To Heaven şarkısını indirmeye çalışıyorlardı. Şimdi ise beklentiler değişti, gelişti. Peki ya internet?

Tim O’Reilly ki Web standartlarının kaşifi olan O’Reilly Media’nın kurucusu, bunu Web 2.0 ile açıklıyor.

Tim O’Reilly’e göre Web 2.0′ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Bunun anlamı şudur; İnternet kullanıcıları salt bilgi alan kişiler olmanın ötesinde, teknolojinin getirdikleri ile bilgi veren, geliştiren, önüne sunulan seçenekler ile yenilikler yaratan üretken kullanıcı sınıfına dönüşecektir.

Bu bana göre çok heyecan verici. Zira eskiden Google amcaya soru sorar, oradan bir copy/paste ile oluşturulmuş siteye girer, okur, heyo çığlıkları ile kapar giderdi kullanıcı. Fakat bununla artık farklılaşmalar doğdu, kullanıcılar doyuma ulaşmaya başladı. Sanılanın aksine Web 2.0; Ajax, CSS, Div taglarından ibaret bir dil topluluğu değildir. Hala ne yazık ki bu anlaşılamadı.

Peki bunun dışında ne getirecek? Web 2.0 ile Açık kaynaklı yazılımın, Microsoft’un ne alakası var?

Doğrudan kullanıcıyı etkileyecek ve içine çekecek olan Web 2.0 yazılımları ile kullanıcıların her biri artık bir geliştirici olacaktır. Bu da özgür yazılımın insanılmaz bir grafik ile yükselişe geçmesini sağlayacaktır. Öyle ki bu kullanıcılar özgür yazılım projelerinde aktif rol oynayarak internette salt bilgi alan kesimden çıkıp insanlara çözümler sunan bireylere dönüşecektirler. Hatta bundan ekmek yenmeye başlandı bile. Dikkat ederseniz Facebook.com Web 2.0′ın zirvesinde şu an. Fql, Ftml gibi kendi yazılımları tamamen PHP, C ve C++ ile geliştirildi. Bu da özgür yazılım ile oluşturulmuş en büyük sitelerden biri arasında kendisini göstermemizi sağladı. Böylece sessizce olsa da özgür yazılıma güven arttı, bu da doğrudan Microsoft ve benzeri firmaları düşündürüyor olsa gerek. Örneğin İngiltere’de şirketler artık Windows sunucuları yerine Unix sunucuları tercih ediyorlar. Zira Unix sunucuların bir yıllık maliyeti, Microsoft sunucularının bir aylık maliyetine eşdeğer.
Sektörlere getirecekleri

Şunu iyi biliyoruz ki sektörler en çok maliyete ve faydaya önem veriyor. Eğer bir firma, şirket, kobi, holding kendisine fayda sağlayacak, satış yüzdelerini artıracak bir yazılım bulursa dikkat kesiliyor, gerekirse büyük meblağlar ödüyor. Fakat özgür yazılım ile bu meblağlar düşecek, çözümler artacak, tekel yok olacaktır. Zira çözümler artacak, seçenekler çoğalacaktır. İnsanların Linux tabanlı sistemlere güveni, interneti etkin kullanmasıyla yazılım anlayışı değişecektir. Firmalar mağazalarını tek tıkla internet üzerinden kontrol edebilecek, anlık veriler ile en kesin rakamlara ulaşabilecekler ve en önemlisi bu sistemler için milyon dolarlar ödemeyeceklerdir.

Sözün özü, katılımcı internet sitelerinin yükselişte olduğu günümüzde şirketler için fantastik çözümler sırada gibi. Alışılagelmiş yazılımların yanında daha etkileşimli, kullanıcısına heyecan veren basit ama kullanışlı, çok daha hızlı sistemler kullanıcılarını bekliyor olacak. Yazılımcılar ise kapalı kutu Microsoft yazılımlarından çıkıp, bağımsız yazılımlar ile programlarını tamamen özgürce, altyapısını bilerek, alınteri ile üretip oldukça özgün sistemler kurabileceklerdir. Web 2.0 standartlarıyla beraber gelen Ajax ve bilimum ekipmanı da kullanarak oldukça hızlı ve oldukça esnetileblir, güvenilirliği yüksek yazılımları oldukça düşük maliyetlere müşterilerine sunarak kar marjlarını yüksek tutacaklardır.

Sanırım tüm bu anlattıklarım bir laf çorbası olmamıştır. Bunlar beni heyecanlandırıyor. Hem de çok. Umarım heyecanımı düzgün paylaşıp sizlere faydalı olabilmişimdir. Yakında yeni projelerim ile beni Web 2.0 içinde göreceksiniz gibi hissediyorum :)

Anlaşılamayan Gençlik

Çok popüler bir obje olmuş durumda şu sıralar hani o efsane genç nüfus. Gözlerin üstünde olduğu, çeşitli beklentilerin bulunduğu gençlik. Elbette bu beklentiler kişiden kişiye değişiyor. Kimi oy hesabını gençlik üstüne kurarken kimi de vatanı milleti ileride şahane bir şekilde temsil edecek övünç kaynakları olarak görüyor onları.

Evet, peki gençliği hiç gençlerden dinleyen oluyor mu? Açıyoruz gazeteyi karşımıza gençleri anlattığını iddia eden muhtemelen tanımadığımız bir psikolog ya da sosyolog çıkıyor. Peki ya gençleri anlamak gerçekten akademik çalışmalar ve beyin fırtınalarından mı geçer? Onlara kulak vermek daha kolay ve daha başarılı bir yöntem olmaz mı?

İşte, bunun için yazıyorum bunları. Anlayasınız diye bizleri. Ne yazık ki bazı tabular oluşmaya başladı Türkiye’de. Bunda elbette en büyük etki kutsal medyamızda. Gençler asi, kolay beğenmeyen, Türkçesine sahip çıkmayan, bir önceki kuşakla yakından uzaktan alakası olmayan bir güruh olarak gösteriliyor. Acaba bu ne kadar doğru? Ya da böyle bir gençlik yetişiyorsa bunun sebepleri yok mu, önlemler alınamaz mı?

Açın televizyonunuzu, kutsal kutuyu, insanı karşısında eblekleştiren ve etkisi altına alıveren o kareler topluluğunu, sonra açın bir komedi unsuru bulundurduğunu iddia eden bir diziyi ve karşılaştığınız ilk genci bir inceleyiniz. O zaman anlayacaksınız ne demek istediğimi. Peki ya internet? En güzel örnek şu sıralar çılgınlar gibi reklamı yapılan patlıcan (http://patlican.ekolay.net/) sitesi. Sözde gençlik portalı. Açılımı şöyle “patliican”, yani “patlayacaksın”. Ana başlıkları da böyle; “Muhabbete akıcan, mobil takılcan”. Evet, artık ne yazık ki böyle yaklaşımlarla gençlerin ilgisi çekilmeye çalışılıyor. Bir genç olarak soruyorum; “Biz bunu hak edecek ne yaptık? Bizleri neden kültürsüz mantarlar olarak görüyorsunuz?”

Görüyoruz ki, daha doğrusu göremiyoruz ki kültürümüz artmıyor. Kültürel etkinliklerimiz olmuyor. Devamlı kendimizi aşağı görüyoruz, daha da aşağı inmek için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Sonra da bu gençlik bizden olmamalı diye kara kara düşünüyoruz, onlara fırsatlar tanımıyoruz, onları doğduklarından itibaren koşturuyoruz. Onlara verdiğimiz nasihatler ile hayatlarını kurtarabileceklerini söylüyoruz, onlara güveniyoruz… Onları anlıyor muyuz?

Hele ki şu dönemde epey garipleşti iş. Apolitik gençlik, aniden politik yapılmaya çalışıldı. Bu kadar hayattan kopmuş, sosyalliği sanal komünitelerde arayan bu gençler ise tökezledi. Bazıları anlam veremediler koşturmaya, kendini kurtarma amacını sırtına yüklemiş olan çoğu aval aval baktı olan karışıklıklara. Sonra mikrofonlar onlara uzandı:

“Geleceğinizden endişeli misiniz?”

Genç doğruldu, düşündü…

Gelecek? Hayallerde böyle bir isim yer almaktaydı fakat önce sınavını geçmeliydi, sonra finallerini vermeliydi, iş mülakatını geçmeliydi, sonra bir ev kiralamalıydı, sonra ailesinin yüzünü kara çıkartmamalıydı sonra sonra… Karanlık.

İşte çoğu genç artık böyle düşüncelerde yüzüyor. Sözümona uzmanlar da onları anlamaya çalıştıklarını iddia ettikleri gibi onları yoksaymaya devam ediyorlar. Onları en iyi şekilde eğitmek, sahiplenmek, keşfetmek olması gerekirken amaç tam tersi görmezden gelerek sistemi “olması gerektiği gibi” işletmeye devam ediyorlar.

Umuyorum bizler de anlaşılacağız bir gün. Elbette o zaman bizler artık genç olmayacağız.

Bilgisayar mühendisliğini seçeceklere tavsiyeler

Selam olsun.

Şu öss döneminde hafiften deneyimlerimizi aktarmak iyi olabilir sanırım. Bu yazıyı tüm bilgisayar mühendisliği adaylarına ithaf ettim gitti :)

Esasında bilgisayar mühendisliği kavramını anlamak lazım. Ülkemizde hala oturmamış bir kavram ki insanlar “bilgisayar” kelimesini duyunca “off süper” diye tepkiler veriyor. Belki siz de onlardan birisiniz. Acaba gerçekten öyle mi?

Burada önemli olan sizin o mesleğe yaklaşımınızdır. Yıllarca bir terzinin yanında yamaklık yapmış biri tekstil mühendisliğini duyunca bu tepkiyi verebilir. Zira o işin zorluğunu ya da detaylarını bildiğinden bu meslek onun hayalinde bulutların ötesindedir. Bir de tam tersi bir durum vardır ki o da o mesleği hiç bilmemek, sağdan soldan duymak ve gözünde büyütmektir. İşte bir bilgisayar mühendisi adayının ilk öğrenmesi gereken şey bu mesleğe olan yaklaşımıdır.

Öncelikle bilmelisiniz ki, bilgisayar mühendisliği sabır işidir. Bakıyorsunuz bakal cips satıyor kasap etleri parçalıyor, terzi dikişini dikiyor işini yapıyor. Fakat bilgisayar mühendisi ne yapıyor? Onun işi böyle pratik şeylerle anlatılabilir mi, ya da bu kadar basite indirgenebilir mi? Ne yazık ki pek böyle değil. Bu mesleğe adım atanlar bilirler ki, eğitimlerinin ilk süreçlerinde bilgisayardan dahi bahseldilmez. Birkaç mesleki ders alınsa da bu onlara pek ışık tutmaz, temel mühendislik eğitimleri alınır ve “mühendis” kavramı oturtulmaya çalışılır. Elbette bu senelerde çoğu kişi mesleğinden “ne yazık ki” soğur.

Bilgisayar mühendisleri yazılım ve donanım alanlarına ayrılırlar. Bu klişe bir kategorilendirmedir, hala kimse bilmez bunun özünü. Genelde yazılım denince akla programlama dilleri ve algoritmalar gelir. Tabi bunun ötesinde büyük projelerde, proje yöneticiliği, yazılım mühendisliği, sistem analistliği, analist programcılık gibi aşamalar vardır. Donanım, gerçi bu ne anlama geliyor kimse bilmese de, mikroişlemci tasarımları, devreler, ledler, butonlar ıvır zıvır derken yine makina dili ile işlem yapan devasa bir alanı ortaya çıkartır. Bazıları donanım diyince hala ram çıkartıp takma, cd-rom açıp kapama, kasa tamiri düşünse de bu pek de öyle değildir. Donanımsal bilgisayar bilimi çok daha zorlayıcı bir alandır, yeni teknolojiler üretmeyi hedefler.

Kısacası bu alandaki mühendis adayları, her zaman, zamanın gerektirdiği ihtiyaçları takip etmeli, sektörü araştırmalı ve alandaki yenilikleri kovalamalıdırlar. Bunun yanında titiz ve temiz bir işçilik ile “üretim” yapmalıdır. Bir hatanın tüm projeye mal olabileceğini bilmeli, buna göre mesleki eğitimin başında önem teşkil eden dersleri ciddiye almalıdırlar. Sonuçta, sabır bu mesleğin temelinde yatar. Bir mühendis sabreder, bazı şeylerden feragat ederse, mesleğinin ne anlama geldiğini öğrenir ve başarılı bir bilgisayar mühendisi olur. Zira şu dönemde, ülkemizde “bilgisayar mühendisi nedir ne iş yapar” denildiğinde buna doğru cevap verebilecek çok bilgisayar mühendisi adayı az sayıdadır. Akılları başlarına geldiğinde iş işten geçmiş olur.

Bir diğer mevzu ise sevmek. İnsanın en temel yaradılış özelliklerinden biri, öyle ki bir insan ailesini gerçekten severse, sayarsa onlara bağlı olur, onları tanır, onlarla birlikte olmaktan keyif alır, sıkılmaz. Mesleğiniz de aynen bu şekildedir. Onu severseniz, onunla mutlu olur, bir de üstüne başarılı olursunuz. Bu sebepten ötürü, kesinlikle ve kesinlikle eğer istemiyorsanız, eğer bilgisayarı sevmiyorsanız bu mesleği seçmeyin. Ailenizin baskısı ile zaten tercihinizi yapmayın, önce bir düşünün, en sevdiğiniz aktivitelerinizi düşünün, eğer ki içinde bilgisayar var ise o zaman bu mesleği seçin.

Bir diğer mesele ise şüphesiz okul seçimi. Şuna emin olun ki, Türkiye’de tam manasıyla, şahane bir bilgisayar mühendisliği bölümü yoktur. Daha evvel de bahsettiğim üzere mesleğimiz henüz anlaşılamamış durumdadır. Bunun yanında son yılların güzide mesleği olan bilgisayar mühendisliği bölümü derslerini genelde bilgisayar mühendisliği mezunu öğretim görevlileri vermez. Çoğu elektirik-elektronik mezunudur ve sonradan bu alana ilgi duymuşlardır. Yazılım sektörünün büyümesi ve mühendislere geniş olanaklar sağlayıp devasa projelerde yer almalarını salaması da akademisyen sayısını azaltmıştır. Bunu çok daha detaylı olarak sonra inceleyebiliriz, zira çoğu insan kendi içindeki özgüvensizliğinden piyasaya çıkıp yazılım uzmanı olamayacağından ürker ve “akademisyen olurum abi, üniversitede kalırım” der. Oysa ki bu ne kadar da ilginç bir mantıktır.

Peki bunca laftan ne çıkartmalıyız? Şöyle ki; bilgisayar mühendisi olacaksanız bunu kendiniz başaracaksınız. Kafanıza kimse sihirli bir asa ile dokunup sizi böyle gözlüklü beyaz önlükler giyen labaratuvarlarda koşturan bir bilgisayar mühendisi yapmayacaktır, buna emin olun. Siz kendiniz arzulayacak, kendiniz kovalayacak, kendiniz araştıracaksınız. Eğer böyle olursa, kendi mesleğinizde ileriyi görmeye başlarsınız ve şüphesiz doğru yoldasınızdır. Yoksa okulun kampüsü küçük, aktivitesi yok diye söylenir ve kendi işinize adapte olmazsanız muhakkak ki kaybeden siz olacaksınız.

Bunun için acele etmeyin, kendinize sorular sorun, bilgisayarı sevip sevmediğinizi düşünün, bir okula takılıp kalmayın zira o okulda dört - beş sene geçireceksiniz, lakin bir mühendis olarak kırk yıl geçirebilirsiniz, bu sebeple adımlarınızı atarken dikkat etmeye çalışın. Herkesin dediğine hemen aldanmayın, herkesin dediğini kafanıza not düşün, onlardan sonuçlar çıkartmaya bakın. Bu alanda acele ile karar vermek ya da sabit bir fikir ile “ben böyle bir yol seçtim, böyle giderim abi” dememeye gayret gösterin. Bilgisayar bilimlerinde neyin ne hızla değişeceği bilinemiyor. Alanınızda en iyi mühendisken aldığınız 5000$ maaş birden yeni bir teknolojilerin yayılmasıyla 500$’a düşebilir. Bu sebeple özünüzü ve size en yakın bilgisayar mühendisliği alanını seçin.

Gelecekteki proje arkadaşlarıma şimdiden başarılar dilerim :)

Bilgisayar Mühendisi Adayı Olmak

Şu sıralar adaylık, aday adaylığı kelimeleri çok popüler. Düşündüm de, herkes bir siyasi olmak için gerekenleri biliyor gibi, siyasetin devamlı içine çekiliyoruz, paçalarımız gergin. Bir de pek de umrumuzda olmayan bilim dünyasına bakalım, bir mühendis adayının notları ileride keyifle okunabilir. En azından ben tebessüm edeceğim sanırım.

Aman yarabbim. Bilgisayar. Hani çocukluğumuzda ancak Hollywood filmlerinde gördüğümüz bir ekran, bir kasa, kablolar güruhu. Karşısına oturup köleleştiğimiz alet. Anlayanın da anlamayanın da işinin düştüğü “şey”… Biz bu aletin uzmanları Türkiye’de nasıl yetişiyor, Türkiye’de bilişim sektörü ne hallerde, bilgisayar mühendisliği öğrencileri nasıl eğitim alıyor gibi konular üstünden hafifçe geçeceğiz, tabi bir adayın dilinden.

Bana göre bilgisayar mühendisliği Türkiye’de anlaşılamamış meslekler arasına çok rahat girebilir. Örneğin bir toplulukta mesleğiniz sorulup, cevabınız alındıktan sonra “uff, süper, şahane” tepkileri gelir genelde. Lakin esasında kimse ne iş yaptığınızı bilmez. Sadece hoş bir söylenişi vardır, mühendistir bir kere. Hele bilgisayar! Baksana, her yer bilgisayar; “Bu adam ileride kesin köşe olur… İrtibatı kopartmayalım.”

Bir de bunun akademik ayağı var ki, o çok daha kötü. Zira bu bahsi geçen mesleğinizi beğenen kişiler mesleğinizi “bilmedikleri” için belki de o tepkiyi verirler. Lakin bu işin ehli “eğitimci” kabul edilen kişilerin de diploma haricinde bu kişilerden çok farkı yoktur. Tek farkları onlar “off” demez, “off” dedirtirler, bunu kendilerine hak görürler adeta. Bilindiği üzere Türkiye’de çoğu mühendislik bölümünde hala belirli standartlar yoktur. Bu da mühendislik sektörlerinde büyük bir dağınıklığa sebep olmaktadır. Bilgisayar Mühendisliği de böyledir. Pek çok üniversitede alınan mesleki dersler benzer gözükse de yapı itibari ile aralarında çok büyük farklar vardır. İleride mesleğimizi doğrudan etkileyecek bu derslerin içeriği genelde özenle seçilmezler. Örneğin bazı okullarda programlama dersinde, oldukça paslanmış bir dil olan Fortran öğretilmekte, çoğu dilin temel yapısı olan C küçük görülüp es geçilmekte, böylece yazılım sektörüne yönelecek öğrencilerin çoğu daha alt yapısını bilmedikleri projelerde tökezlemektedirler. Bu sebeple sektörel eğitim veren kurumlar Türkiye’de gerçekten güzel ekmek yemektedirler. Bu Türkiye’de en azından bilgisayar mühendisliğindeki eksikliği rahatça gözler önüne sermektedir. Siz de iyi bilirsiniz ki “mühendis” diploması alan kişiler, kendilerine güvenmeyerek bilimum yerden sertifika alma çalışmalarına girerler. Tüm bunların sonucunda ise esas amacı ülkesine hizmet etmek olması gereken bilim dünyasının taze mühendisleri daha ne yapacaklarını bilmediklerini büyük bir dünyaya adım atarlar, yada yaka paça atılırlar.

Çaylak mühendislere güvenmeyen birçok köklü firma alım yaparken genel yetilerini ölçtükleri mühendisleri, aldıkları eğitimlere çok önem vermeden işe alırlar, çekirdekten çaylaklarını yetiştirip kendileri için kalifiye bir eleman haline getirirler. Bu bakımdan bazılarına göre “iş, işte öğrenilir”. Bu kişiler elbette şanslı olanlardır, bir de işe giremeyip hayatın tokatları ile işini kendi kendine öğrenmesi gerekenler vardır ki, o çok ayrı bir konu. Fakat tüm bu konuların kaynağı sorgulandığında tek adrese çıkılmaktadır. “Eğitim”. Evet, Türkiye’de her konuda bulunan belki de en büyük eksiklik.

Şimdi son sınıfa başlamak üzere olan bir adayın genel izlenimlerine bakalım. Eğitiminizde yabancı dil büyük önem arz etmektedir. Bu bakımdan ilgili hazırlık aşamasını atlar yada tamamlarsınız. Bu husus genelde standartlaşmıştır, çoğu mühendis bu yılı “yatma yılı” olarak kabul eder. Zira çoğu zaten lisede hazırlık okumuş lakin süper eğitimin getirisi ile öğrendikleri dili birkaç senede unutuvermişlerdir. Bu hazırlık yılı tazelenme ve üniversiteye adapte olma yılıdır. Sonra akademik yıllar başlar. Kimya dahi alabilirsiniz. Genel matematik derslerinden sonra yavaş yavaş programlamaya girersiniz. Tabi hayalinizde o yeşil devreler, o kabloların tasarımı falan vardır. Ama beklemeniz gerekir elbette, herşeyin bir sırası vardır. Sabretmeyi öğrenirsiniz. Sonraki sınıflarda karşınıza mühendislik matematiği, lineer cebir gibi önemli dersler gelir. Sonra sabrınız muradınızı yanında getirir. Devre analizi, devre tasarımı bilimum devre şeysi alırınız. Lakin bir türlü uygulayamazsınız o devreleri. Hep tahtada hep kağıtlarda. Ses çıkartırsınız, hemen bir “höt” gelir. Karar verisiniz. Yazılım en mantıklısı, en azından uygulamanızı kendi evinizde geliştirebilirsiniz, hem sektörde de yükselişte bu dal, herkese de lazım. Evet evet, yazılım en güzeli. Ona da değer verilmez. Çoğu öğretim görevlisi “elektronik” mezunu olduğu için tahtada C anlatır tıpkı devre derslerini anlattıkları gibi. Bu sefer deneyimlisinizdir, ses çıkartmaz ve söz dinlersiniz. Nasıl olsa kendi kendinizi geliştirebilirsiniz. Bu sefer programlama dillerini küçük görüp, makina dilini size verirler. Lakin bunu da uygulayamazsınız, belki birkaç ışık yakıp ses çıkartabilirsiniz mezuniyetinize az kala, ama o kadar, bu kodları ezberlemek en iyisidir. Mikroişlemciler, robotik gibi dersler alırsınız. Heyecanlı bir öğretim görevliniz ve donanımlı bir labaratuvarınız yok ise bu derslerin janjanlı adları ile sadece övünebilirsiniz. Düşünsenize robotik ve kağıt üstünde yazılı olmak. Böylece alırken kalbinizin hızla çarptığı dersler, sınavda kalbinizi zorlar. Kağıt üstünde bilgisayar mimarisi çizersiniz.

Tabi öğrenciler de artık garipleşmiştir. Kimi rahat, kimi gergindir. Bazıları her bölümde olduğu gibi kafayı akademisyen olmaya takar, çalışır da çalışır, unuturlar ki yine kapılarında kabul için uyudukları kişiler onları aşağı gören elektronik mühendisi olan öğretim görevlileridir. Heyecanı kalmamış bu hocaların imkansız tezleri ile çürürler, ekmek ve aslan ile tepişir dururlar. Kimiler PR denen nesneyi keşfeder ve kendilerini pazarlarlar. Danışmanlık yapıp oradan oraya koştururlar. Kimileri kendi şirketini kurmaya çalışır, kimisi memur, kimisi patronun kölesi olur. Kimse ne yapacağını bilmez, artık sadece o ulvi nesne, “diploma” için uğraş verirler. Eğitim alamazlar, öğretimin nasıl yapılacağı bilinmez. Konunun uzmanları değil, konunun yanından geçenler tüm kaprisleri ile sizlerledir. Herkes kendi dersinin en önemli olduğunu iddia ettiğinden tarih dersinin projesi için arkeoloji müzesini gezebilirsiniz. Kiminin ise sert kuralları vardır. Mesleğinize yardımcı olduğunu düşündürür başta, sevinirsiniz, sonra sayfalarca ezberi görür ve yine uygulamasız nasıl mühendis olacağınızı kara kara düşünürsünüz. Ama unutmamalıdır, sonunda o diplomaya kavuşacaksınızdır, asıl sorunun o zaman başlayacağına eminsinizdir artık.

Geriye dönüp bakarsınız, büyük keyifle, heyecanla girdiğiniz o bölüm, o şahane meslek şimdi gözünüzde bir anlam kazanamamaktadır. Düzgün bir eğitim alamamışsınızdır. Anlaşılmaz olan mesleğiniz sektör tarafından da bilinmez, her birinin öğrenilmesi seneler alan nitelikler beklenir sizden. Aynı zamanda genç olmanız da istenir, kısacası mehdi bekler gibi beklerler o adayları, ama en sonunda acı deneyimlerle öğrenilir ki bu işler karışık işlerdir. Hem sektör bilmez sizi, hem siz bilmezsiniz sektörü. Çoğu kişiyi görebilirsiniz orada burada freelancer web programcısı, sistem programcısı olarak. Bazıları bilgisayar dahi satmaya başlar, bazısı artık başka bir bölüm kazanmıştır.

Sonra sorarlar, neden biz de “onlar” gibi olamıyoruz. Herşey bizde de yok mu? Bak üniversiteler, bak gençler pırıl pırıl, bak üç kuruşumuz da var bu uğurda harcayacağımız… Hmm, olmuyor sanırım. Sanırım kafalar asıl değişmesi gereken. Oturup birileri mühendislik ne anlatmazsa, mühendislik standartları belirlenmezse, eğitimciler bilinçlendirilmez, sektörde pay sahibi iş adamları bilgilendirilmez ise Türkiye hala daha böyle kafası karışık gezecektir, en kötüsü kafasının neden karışık olduğunu dahi bilmeyecektir.

Bundandır ki, bir bilgisayar mühendisi adayı bana göre, bu devirde, kendi kendini yetiştirmektir ana mesele. Bol okumalı, yazmalıdır. Sonra çalışmayı yavaşça sevecektir mühendis. Ezberden öteye geçecek ve uygulamaya başlayacaktır. Okuduğu için projelerde zorlanmayacak anlayamadığı noktaları araştıracaktır, yazacaktır, eksiklerini ve nasıl adımlar atması gerektiğini öğrenecektir. Kanındaki heyecanı kaybetmediyse girişecektir doğru adreslere, münazara edip hayaller ile gerçeklerin buluşturulup nelerin üretilebileceğini görecektir. Geliştirecektir kendisini. Fakat hala öğrencisi ile iddialaşan, onu disiplinize etmek için sınavlarından bırakan da bırakan, bir şey öğretmeyen, bir öğrencinin en değerli varlığı olan “zamanını” heba eden eğitimciler olduğu müddetçe mühendisler, çalışmayan, okumayan, yazmayan, umutsuz, hayal kuramayan böylece üretemeyen mühendisler olarak mezun olacaklardır.

İşte bir bilgisayar mühendisi adayı önünü, geçmişini böyle görüyor. Elbette ışık var, fakat bunu herkesin göremediği açık. Umuyoruz ki yakında biz de ışıklar saçan, parıldayan bir nesile sahip oluruz, yetişiriz, yetiştiririz.

Düşen bir adamın hikayesi

50 katlı bir binadan düşen bir adamın hikayesini duymuş muydunuz?

Adam her katta kendini rahatlatmak için şunu demiş içinden:

“Buraya kadar her şey yolunda.”

“Buraya kadar her şey yolunda.”

“Buraya kadar her şey yolunda.”

“Buraya kadar her şey yolunda.”
Ben aslında düşmüyorum, tırmanıyorum.”

* yere çarpar… *

Nasıl düştüğünüzün önemi yoktur. Önemli olan yere nasıl vardığınızdır.